KOD: Deve Kuşu

 Bu yazıyı yazarken iki durum var. Bir; metaforik yoldan gidip yazmak ya da gerçekten deve kuşlarını ele alıp onunla ilgili yazmak. Hatta üçüncü bir durum da bu ikisini birleştirip Türkçe dilini irdeleyen bir yazı yazmak olabilir. Bu gibi düşünceler aklıma geldiği zaman hangi yola gideceğimi seçemiyorum. Yazının kök hücre halinde olduğunuz zaman her seriden hücre olabilecek gibi oluyorsunuz. Mesela myeloblast bile olsam hala gidecek çok farklı yolum olur. Bu demektir ki sizler de ileri yaşlarınız da olsanız bile hala gelecek uyarılar ve yönlendirmeler ile hayatınızı bambaşka yere taşıyabilirsiniz. Yeter ki siz taşımak isteyin. 


İnsanlarda genel olarak tespit ettiğim şeylerden birisi duyarsızlaşma eğrisinin giderek yükselmesi. Bunu da tam olarak nöronların uyarımına benzetebiliriz. Güzel güzel uyarılırken, fazla gelen, olayı abartan aksiyon potansiyeli nöronu hiperpolarize hale getirir ve uyarılmasını engeller. İnsanlarda da birçok olayı görüp onlara tepki verdikten sonra böyle bir durum gelişmiş oluyor. Anlıyorum da aslında sizleri. Gücünüzün yetmediğini düşündüğünüz ve çözemeyeceğiniz sorunlar yerine gündelik, basit, çözebileceğiniz sorunları düşünmek istiyorsunuz. Beyniniz comfort zone yani rahat alanından çıkmıyor. Siz de çocuk gibi buna kanıp aynı yerde kalıyorsunuz. 



Bunun oluşmasının kötü iki sonucu oluyor. Sizler kendi küçük dünyalarınızdaki küçük sorunları kafanızda çok büyüterek hayatı bir nevi kendinize zindan ediyorsunuz. Bu da size bir sürü psikolojik sorun olarak dönüyor. Gündelik hayatınızdan da yeterli zevk alamıyorsunuz. İkincisi, ki bence en kötüsü, toplumun toplu halde halledebileceği, herkesin tepkisi ile sonuç alınabilecek durumlarda insan eksiği çıkıyor. Bir savaş düşünün ki ordunun yarısı gelmemiş. O savaşı hiçbir komutan kazanmaz. (Bir kişi hariç) 



İnsanoğlu çok değişik kişilik yapısında gelebilir. Bu varyasyonlar bizleri bir arada tutamaz diye düşünmeyiniz. Bizler aslında temelde tek şey isteriz, o da herkes gibi olmak. Herkese benzemek bizi gece rahat uyutan şeydir. Bir grubun parçası olmak ve o gruba ait olduğumuzu anlatmak bizim için en büyük huzurdur. Çünkü kendini bir yere koyduğun zaman o noktadan yol almak kolay oluyor. Şu meşhur deneyi görmüşsünüzdür. Herkes yanlış cevap vere vere, yanlış cevap olduğunu bilen denek bile yanlış cevabı söyler. Orada asimile olmayı ister. Herkes 5 derken o nasıl 2+2 = 4 desin?




İşte burada bir büyük nokta daha ortaya çıktı. Bizler kendi dünyamıza kapanıp rahat alanımızdan çıkmayıp dünya sorunları ile ilgilenmeyip başka birilerinin ilgileneceğine inanıp ya da daha kötüsü o şeyin aslında gerçek bir sorun olmadığını düşünüp bir de bunu yapanların miktarı eşik değeri aşarsa işte o zaman her şeyi bin kat zorlaşır. 

Bu dünyaya en çok zarar veren insan tipleri; ya ben mi uğraşacağımcılar, ben zaten bundan anlamamcılardır, dünyaya bir daha mı geleceğizciler'dir. Bu kafa yapısı yüzünden bizler bilgi çağında bile COVID'e hala inanmayan insanlarla karşı karşıyayız. Sadece kendi küçük dünyasında bir COVID19 vakası görülmediği için inandıramıyoruz. Siz sakın sadece kendi dünyanıza bakmayın. Eğer bakan birini de görürseniz kafasını kaldırmak için her şeyi yapın. Bu yazıyı gösterin. Videolar izletin. Tarihten örnekler verin. Ne yaparsanız yapın ama kafasını kuma gömmesine izin vermeyin. Bilinç sahibi olmak yetmez, bilinçli olmak lazımdır. 




Yorumlar

  1. Çok haklısınız, çevre, eğitim, kişisel gelişim... herhangi bir konu için biz bir şeyler yapmazsak ya başkalarının yapmak istediklerinin kalıbına hapsolmuş oluruz ya da başkalarının hiçbir şey yapmayışına. O yüzden bir şeyleri değiştirmek istiyorsak o işle ilgili herhangi bir yerden başlamak çok önemli. Her zaman bir yerden başlayabilirsin :) Bu değişim gücünü elimizde tuttuğumuza inanabilmek için dediğiniz gibi bir bilinç ve farkındalık içerisinde olmamız gerekir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle doğru. Konu başlığı ne olursa olsun, bulunduğumuz noktanın gerçekliğini iyi kavramak zorundayız.

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar